Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa
Ülkenin her köşesinde futbol, gündemin genelde tepesini meşgul eder. Uzun süre görüşmemiş arkadaşların görüşmelerinde, iş toplantılarında, televizyonlarda konu dönüp dolaşır ve futbol konusunda bir soluk alınır. Vapurda ya da otobüste elinde spor gazetesi tutan birinin yanında ya da karşısında gazeteye doğru uzanmış bir kafa görmek kanıksanmış bir görüntüdür. Kimisi kilometreler teperek maç izler, kimisi onbinlerce kilometre öteden internette skorun güncellenmesini kalp çarpıntısı ile izler, kimisi ise sokağa çıkılmayacak kadar soğuk havada açık tribünde zıplayarak bu tutkunun tadını çıkarır.

Batuhan Kayhan
Bu derece gündemde olan bir konunun - tutkunun ülke genelinde yansıması ve bu tutkunun kalbi olan tribünlere yansıması ise bir o kadar tezat örneklerle bezenmiş durumdadır. Futbol gibi her anı değer taşıyan, önemli bir paylaşım aracı olan bir spora yüklenen günlük ve bireysel bazı "anlamların" oyundan ön plana alınması bu tablonun en önemli sorumlularındandır. Futbolu bir güç gösterisi ve içeriği olmayan kıyaslama ve üstünlük aracı
olarak kullanmak; bu manipüle edilmiş kullanımın toplumda en tabandaki bireylerin ilişkilerine kadar bulaşması, yukarıda bahsettiğimiz futbol açısından fazla anlam içermeyen "anlamların" sebeplerindendir. Oysaki futbolun en önemli sonuçlarından biri dil, din, ırk, kişisel talepleri bir yana bıraktırarak insanları belirli şemsiyeler altına kısa vadede sokabilmesidir.
Bu toparlayıcı unsurun ayrımcı bir yapı olarak manipüle edilmesi futbolun doğasına farkında olmadan direnç göstermektir ki; bunun sonucunu ülkemizde görebilmekteyiz.

Futbolun getirdiği gerilim

Bu gerilim ülke gündemini zaman zaman işgal etse de yukarıda bahsettiğimiz çarpık düzen, futbola yönelik organların hepsinde gözlemlendiği için günlük kararlar ile üstü kapatılmakta ve kendini gerilimden besleyen düzen güçlenerek devam etmektedir.

Bu gerilimin akla ilk gelen mağdurları "sahada oynanan - ya da oynanamayan- futbol"  ve bu unsurların her geçen gün pasifize ettiği "futbol" seyircisidir. Futbol seyircisinden kasıt sahadaki futbolun bilincine varan ve bunu nefretle değil sevgiyle beslenen takım taraftarlığı ile süsleyen kesimdir.

Arka planda kalmaktan gocunmayan bir yapıdan söz ediyoruz. Asıl aktörün kendisi olmadığının farkında ama bu arka plandaki işlevinin son derece kritik olduğunun bilincinde olan; hem birey hem de toplu olarak ürettiği pozitif eylemlerle sahaya - yani futbol endüstrisinin nihai arenasına- efektif şekilde müdahale edebilen kesimin futbola uzak kalmasının, ülke bazında futbola vurduğu darbenin yadsınması kabul edilemez bir hatadır. Ülkemizde tribünle ilgili dile getirilen sorunların başında seyirci ortalamaları dikkat çekmektedir.

Bu probleme vurgu yapmak için de Avrupa'da - özellikle Almanya ve İngiltere - iddiası olsun olmasın takımların yüksek ortalamalarına sahip olduğu öne sürülür. Rakamsal bazda bu yadsınmaz bir gerçek ve Türkiye'de kulüplerin kafasını ellerinin arasına almasını gerektiren bir farktır. Keza lig iddiası süren büyük takımlar harici özellikle Anadolu yöresinde zaman zaman arkalarına rüzgar aldığı dönemler hariç takımlar çok az seyirci kitlesi önünde oynamaktadır.

Bu rakamların artırılması ile ilgili çözümler düşünürken; yukarıda tanımlanan ve hep azınlık olarak kaldığı görüntüsü veren ve pasifize edilen futbol seyircisi olgusunu iyi irdelemek gerekiyor. Çünkü mevz-u bahis Avrupa ülkelerinde dikkatlerin yönelmesi gereken rakam kombine bilet satış ortalamalarından ziyade, bu rakamlar içerisindeki "futbol seyircisi" ortalamasıdır.