 |
Önce meselenin adını koyalım ki, karışmasın: Real Madrid ne kadar Florentin Perez'in takımıysa, Chelsea o kadar Jose Mourinho'nun takımı. Bugün, Türkiye'den baktığınızda bizim anlatacağımız açıyla bunun epey bir tersini görseniz de, bu böyle.
Mehmed Topuz
|
1,5 sene kadar evvel, nasıl bir anlaşma yapmışlarsa Abramovich, bir futbol takımı için, izleyicisinden antrenörüne herkesin ağzını bir karış açık bırakacak bir parayı, arkasını da getirmek kaydıyla Mourinho'nun eline teslim edip, arada bir Stanford Bridge tribünlerinde görünmenin ve bütün dünyaya poz vermenin dışında takımıyla pek bir alaka kurmamayı da göze alırken, bu kısa sürede Avrupa'nın en çok konuşulacak kulübünü finanse etmeyi ve etliye sütlüye karışmadan kendi
|
reklamını da yapmayı hesaplıyordu şüphesiz. Ama aynı dönemde, her sene takıma fahiş fiyatlı bir yıldız katma politikasının Beckham'dan sonraki halkasını seçmeye çalışan Perez, kendisine Avrupa'da borusunu öttürdüğü iki alanda birden ciddi bir rakibin ortaya çıkmakta olduğunu düşünüyor muydu, o bilinmez.
Gitgide futbol kamuoyu tarafından bir yarışa çevrilecek bu görünmez rekabet,
|
|
|
 |
Chelsea'nin orta sınıf futbolcuların en iyilerini toplarken, Real'in üst sınıf yıldızlar içinden seçtiği Owen reklamıyla başladı.
Owen'in transferi, takıma katkı açısından daha o zaman bile kocaman bir soru işaretiyken, reklam açısından eşi bulunmaz bir hareketti. Çünkü Owen, Gerrard'ın İngiliz futbolunda müthiş bir istikrarla yükselişini hiç kaale aldırmayacak kadar Liverpool'la özdeşleşmiş bir oyuncuydu.
Bu durum zaten Perez'in transfer politikasının özeti. Perez, kendisini Real'in başına getiren söze, namus gözüyle bakıyor olmalı ki, bunu bir felsefe haline getirip bütün Real dönemine yaymış durumda. Malum o söz de, başkanlığı Lorenzo Sanz'dan devralmasını sağlayan ve o dönemde söylenmesi bile olay olacak olan: "Kulübün başına gelirsem Figo'yu Real'de bilin" sözüydü.
Owen'ı alan Real Madrid, Şampiyonlar Ligi'nde hiçbir şey yapamazken, bu kupayı Owen'ı satan ve hem İngiliz futbolunda hem de Avrupa futbolunda orta sınıf bir takım olan Liverpool'un kazanması, bizi piyasa futbolundan alternatif futbol düşüncesine çekecek en basit örnek olmalı.
Rekabetin resmen başlamasından hemen önce, Real Madrid'de en çok eleştirilen nokta; Hierro'nun da gidişiyle Helguera'nın iyice defansa çakılması ve böylelikle takımda Makelele - Conceicao
|
ikilisinin boşluğunu dolduracak oyuncu kalmamasıydı. Perez, cömertliğini gösterip, Woodgate ve Samuel ikilisini transfer ederek, aynı zamanda takıma sadece forvet ve ofansif orta saha oyuncusu transfer ediyor eleştirilerinin de önüne geçmeye çalıştı. Ama takımın başına getirilmekle kendisine büyük bir lütuf sunulduğu düşünülen Camacho, daha o zaman yönetimle aralarında geçenlerin etkisiyle bu takıma çok az tahammül edebildi. Çünkü ağırlık vermeye çalıştığı orta saha, Real'de olmayan bir bölgeydi. Takımda Figo, Raul, Owen, Ronaldo gibi forvetler varken olması da düşünülemezdi zaten.
Takımı emaneten devralan Garcia Remon, kendisinden sonra gelecek Luxemburgo'ya yol gösterircesine çalışkan bir Raul - Owen ikilisi yaratınca ve böylelikle iyice rahatlayan Ronaldo da coşunca sıkıntılar bir süreliğine rafa kalktı. Hazıra konan Luxemburgo döneminde de bu şablon devam ettirildi ve Gravesen'in transferiyle de pres ve top kapma oranı

|
|