Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa

Bir sonraki sene Barcelona'yı deviren Galatasaray ezeli rakibini yenmişçesine sevinecek ve rakip niyetine Fenerliler'le dalga geçecekti artık, zaten tezahüratlar da "işte bu Türkler'in" değil "işte bu Cimbomun" ayak sesleri olarak söylenmeye başlamıştı. Avrupalı rakipleri yenmek Türkler'in değil, onu yenen takımın başarısıydı ne de olsa. Ülke puanı falan filan tamam ama, her koyun kendi bacağından asılacaktı.

Avrupa maçları anlatırken Türk takımı kim olursa olsun takımın adı yerine "biz" kelimesini kullanan spikerler, spor programlarında da "ne oluyor bize"yi tartışmaya başlamıştı. Eskiden milli dava olan Avrupa Kupası maçlarının artık neden eski toplu coşkuyu yaşattırmadığı tartışılıyordu; endüstrileşen futbol, büyüyen ekonomi başlıkları altında. Maçlarda çokça sarfedilen "biz" kelimesinin bile lüks olduğunun farkında değillerdi.

Nitekim yıllar sonra, Fenerbahçe - Milan maçı sonrası Galatasaraylı Fatih Altaylı

köşesinde maçı anlatan spikere tepki göstererek, "'Biz' dediğin kim be evladım. Niye 'Biz' deyip duruyorsun, Fenerbahçe Milli Takım mı? Maçı benim evde kalabalık bir grup Galatasaraylı olarak izliyoruz, spiker her 'Biz' dediğinde biz top Milan'a geçti zannediyoruz." yazacaktı. Yıllar once İlker Yasin'in "Ağlamak istiyorum sayın seyirciler" dediği maç da milli maç değil, Galatasaray - Monaco maçıydı halbuki, ve ağlamak isteyenler sadece Galatasaraylılar değildi. Ya da Neuchatel Xamax maçı sonrası masa başı oyunları ile yıkılmaya çalışan Cimbom için, devreye giren eski Fenerbahçe Başkanı Ali Şen'di, bu bir "milli dava, bizim davamız" idi çünkü.

Fatih Altaylı bütün bunları biliyor ve tam buna değiniyor, "Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti 'artık' bir 'İç rekabet' değil." diyordu yazısında. "Bu iki büyük takım artık Avrupa'da da rekabet ediyorlar. O yüzden de orada 'Biz' yok. Fenerbahçe ve Galatasaray var."

Altaylı'nın yazdıklarına hak veren binlerce taraftar olmalı Türkiye'de, Fenerlisi Beşiktaşlısı dahil. Ezeli rakibin maç kazanmasının kendi takımı için tehlike olduğunu ve Avrupa'da diğer Türk takımlarını tutmanın yanlış olduğunu düşünen. Oysa Fatih Altaylı iki hafta sonra Fenerbahçe - PSV maçı sonrası bir başka yazıyor ve iki hafta önce cümle içinde kullandığı 'artık' kelimesinin anlamsızlığına işaret ediyordu. "Önceki akşam hayatımda belki de 'ilk kez'

Fenerbahçe'nin kazanmasını istedim." diyordu Altaylı, "ilk kez". Yani Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti 'iç rekabet' iken de Fenerbahçe'nin Avrupa'da kazanmasını istemiyordu.

Çünkü Fener'i tutmanın ya da tutmamanın rekabetle, parayla, pulla ilgisi olmadı hiç bir zaman bir Galatasaraylı için. Öyle olsaydı Türkiye Kupası maçlarında Fenerbahçe'nin Pendik'e elenmesi Galatasaraylılar'a, aynı şekilde Galatasaray'ın Erzurum'a elenmesi de Fenerliler'e bu kadar keyif vermezdi. Ne para vardı orada, ne Avrupa, ne rekabet. Ama ezeli rakibinin mağlubiyeti mutluluk kaynağıydı.

Çünkü "Düşmanımın düşmanı dostumdur" Türkiye'de geçerli oldu her zaman, hep de olacak. Kim daha büyük düşmansa bir diğerini dost biliyor, eski dostu düşman, eski düşmanı dost yapabiliyoruz. Muhtemelen bu yönümüzle de ayrılıyoruz ya diğer Avrupalılar'dan. Düşman Avrupalılar'ken birleşip Voltran'ı oluşturuyor, badireyi atlatınca yine bölünüyoruz.

Abdullah Öcalan yakalandığında ve İtalyanlar'la büyük gerilim içindeyken nasıl sarı-lacivert, siyah-beyaz atkılarla doluştuysak Ali Sami Yen'e Juventus maçı için, Avrupa Birliği ve 3 Ekim süreci gündeme geldiğinde de Fenerbahçe tribünlerinin belki en sevmediği yazarı 90 dakikalığına Fenerbahçeli yapabiliyoruz, rakip "Avrupalı" PSV olduğu için.

Futbolumuzun düşüşe geçmesi ya da ülkemize endişe veren gündemler oluştuğunda "ulusça yapılan bir cihad", sakinleştiğimizde "ulusça sevdiğimiz bir oyun" oluyor futbol. Sakin anlarımızda her Avrupalı gibi, Cengiz Çandar'ın deyimiyle her gerçek taraftar gibi, ezeli rakibimizin kötülüğünü istiyoruz.

Ancak Avrupa kupalarında ülke puanı sistemi var olduğu sürece, itirazım Cengiz Çandar'a. Çünkü gerçek fenerli, ya da gerçek taraftar diyelim, kendi takımının menfaatini rakibinin mutsuzluğundan üstte tutan taraftardır, kendi mutluluğunu sağlayacak şey rakibinin Avrupa Şampiyonluğu olacak olsa bile.