 |
Türk futbolunun henüz Avrupa'da söz sahibi olmadığı, takımlarımız Avrupa'da maç yaparken spikerlerin "Bugün hepimiz Galatasaraylıyız" ya da "Bugün hepimiz Fenerbahçeliyiz" cümlelerini kurduğu günlerde, UEFA Kupası 3. turunda İtalyan Roma ile eşleşmişti Feldkamp'ın Galatasaray'ı. İlk maç deplasmanda, Roma Olimpiyat Stadı'nda oynanıyordu ve yorumcu Hıncal Uluç enteresan açıklamalar yapıyordu maçın başında: "Şimdi bu Roma takımı ile Lazio, Roma şehrinin iki büyük takımı olduklarından ve birbirleriyle kıyasıya rekabet içinde bulunduklarından, Roma'yı değil Galatasaray'ı destekliyor bu maçta Laziolular. Hatta tribünde de bu desteği görebiliriz maçta, bizim için avantaj olabilir."
Ahmet Azaklı |
"Olur mu öyle şey canım" dercesine birbirimize baktık biz televizyon başında. "İnsan kendi memleketinin takımını tutmaz mı?" Zira ikinci maç iki hafta sonra Çarşamba günü, henüz ışıklandırması olmayan Ali Sami Yen'de oynanacak, maç gündüz oynandığından biz Fenerlisi Beşiktaşlısı demeden dersi kırıp okulun yanındaki cafede maçı izleyecektik. Hele
|
de Cimbom elerse, dönüp sınıfta şişe kola patlatacaktık. Kutlama yapacağız ya.
Kutlama yapamadık maalesef o gün. Galatasaray'ın 3-2'lik galibiyeti turu geçmeye yetmemiş, kupalarda kalan son Türk takımı da bu vesileyle elenmişti. "Seneye inşallah" diyerek okula döndük
|
|
|
 |
biz de, bir sonraki sene Türkiye'de bazı şeylerin değişmeye başlayacağından habersizdik henüz.
Türk futbolu için önemli bir değişim sürecinin başlangıcı olacaktı 1993/94 sezonu. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi kapısından içeri girişi Avrupa'nın çok da uzaklarda bir yer olmadığını hissettirecekti artık bize, "Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türkler'in ayak sesleri" tezahüratı anlamını yitirmeye başlayacaktı.
İngiliz şampiyonunu Şampiyonlar Ligi'nin dışında bırakmıştı Türkler, daha önce sesini duyurduğu ayağını, kapıdan içeriye atmıştı bile. Ve içerideki takımlar "hangi takımı nasıl durdururuz"u değil, "hangi maçtan ne kadar para kazanırız"ı konuşuyordu orada. Şampiyonlar Ligi'nde atılacak bir gol bile para demekti ve Avrupalı Galatasaray da diğer Avrupalılarla aynı şeyi yapacaktı tabii. Futbolun milli dava değil para kazandıran bir oyun olduğunu hissetmeye başlıyorduk.
Boğazın öbür yakasında ise insanlar "hakikaten ya" demeye başlamıştı bu arada. Galatasaray Avrupa'da başarı üstüne başarı elde ederken, bir önceki sezonu 5. tamamlayan Fenerbahçe Avrupa kupalarına katılamıyordu bile. Dönemin ünlü yağ reklamı sloganı "Siz hala annenizin yağını mı kullanıyorsunuz?", ezeli rakiplerince "Siz hala annenizin liginde mi oynuyorsunuz?" şekline çevriliyor ve alay konusu yapılıyordu. Fenerbahçeliler'de her daim
|
var olan "ezeli rakibin mutsuzluğunu isteme" eğilimi yavaş yavaş artıyor, Avrupa arenasına da taşınıyordu.
Monaco - Galatasaray maçı öncesi "Gerçek Fenerli Monaco'yu tutar" diyen Cengiz Çandar fitili ateşleyen isim oluyor, Fenerbahçe tribünleri de Barcelona maçı öncesi açtığı "Seninleyiz Barcelona" pankartıyla, futbolumuzda yaşanan devrimi belgeliyordu. Hepimiz her gün sadece kendi takımımızı tutmaya başlayacaktık artık, çünkü ezeli rakiplerin Avrupa'da alacağı muhtemel başarılı sonuçlar bizim için tehdit oluşturabilecekti. Toplu tüfekli bir çatışma yoktu ortada ama basbayağı futbol devrimi yaşanıyordu Türkiye'de ve tarihteki bütün devrimlerde olduğu gibi, devrimin kendi çocukları birbirine düşmüştü bile. Mücadele edilmesi gereken ortak düşman kalmamıştı artık, ama savaşacak birileri hep vardı.

|
|