Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa


Madrid'de sıcak bir bahar akşamı. Yıllardır Santiago Bernabeu'da maç izlemek isteyen Türkiyeli bir Real Madrid sevdalısı için, çocukluktan uzakta bir bayram sevinci, 23 Nisan'a denk gelen Villareal maçı.

Ahmet Azaklı
Hayatım Futbol'un Mart sayısındaki "Bernabeu'da bir Madridista" yazısı, "Madrid'in Bernabeu'su her futbol sevdalısının görmesi gereken gerçek bir mabedi" cümlesiyle son bulmuştu. O cümleye ekleme yaparak başlayalım biz de. Madrid'in Bernabeu'su, her futbol sevdalısının mümkünse maç günü görmesi gereken, gerçek bir mabed. Stadda yer almak ayrı bir mutluluk tabii ama, sadece stadı görmek bile yeterince heyecan verici.

Gladyatör filminde bir sahne vardır hani. General Maximus, ya da Spaniard,

Colosseum'un önüne geldiğinde, "insanoğlunun böyle birşey inşa edebildiğini bilmiyordum" diyerek kafasını yukarı doğru kaldırır ve bir müddet öylece kalır. Santiago Bernabeu stadı için teknik detayla ilgilenecek değiliz elbette ama, bir maç günü oradaysanız, stadın önündeki kargaşayı, binanın önünde dalgalanan bayrakları, en tepede de Estadio Santiago Bernabeu yazısını gözünüzle görebiliyorsanız ve içinizde Real Madrid'e dair ufacık olsun bir kıpırtı varsa, hissettikleriniz Maximus'unki ile aynı olacak, boynunuz kısa süreli tutulacaktır bakakalmaktan, garanti ederiz.
 
Stat önü kargaşası etkileyici ve oldukça da güzel Madrid'de ancak Türkiye'dekilere göre biraz farklı. Maç günleri Kadıköy'de sarı ile laciverti, Beşiktaş'ta siyah ile beyazı daha stada yaklaşmadan hissetmek mümkünken, Santiago Bernabeu'da taraftarların üzerlerindeki aksesuarlara bakmak bile takımın renklerini anlamak için yeterli değil. Beyaz renk hakim tabii ama, lacivert formalar, sarı-kırmızı atkılar, sarı-siyah bayraklar, her türlü renk mevcut.

Bunun açıklaması 100. yılla birlikte 100 yıl öncesine, yani "düz beyaz"a dönüş kararı da olabilir, Başkan Perez'in "galaksi" politikası da. Belirli renklere bağlı kalmak "normal, dünyalı" takımların işidir ne de olsa, Real Madrid bu dünyalı değildir.

Renk çeşitliliği o kadar fazla ki stad çevresinde, Real taraftarlarının önünden geçip giden sarı-lacivert Villareal taraftarlarını kimse fark etmiyor bile. Rakip renk gördü diye saldıran taraftar profilinden uzak olacak kadar medeniler tabii ama, medeniyetin fazlasına çok da alışık değiliz biz Türkler. 22.00'da başlayacak maça 2 saat önceden girip stadı, taraftarı izlemeyi planlarken, 21.00'dan önce stat kapılarının açılmadığını öğrenmek büyük hayal kırıklığı.

Saat 21.30 olduğunda ve oyuncular sahada ısınmaktayken tribünün %70'inin hala boş olması ise büyük sürpriz. "İspanya Akdenizlidir, futbol seyircileri bize benzer" tezinin çürüdüğü andır. Zira o teze göre İspanyollar takımlarına tutkuyla

bağlı olan, çekirdek çitleyerek değil tezahürat yaparak 90 dakikayı tamamlayan bir millettir. Tezin bu kısmı doğrudur aslında, ancak bütün tribün için geçerli değildir. Zaten, Real Madrid gibi maç biletlerinin önemli bir kısmını turistlere satan bir kulüpten böyle birşey beklemek mümkün de değildir.

Kale arkasında 90 dakika hiç susmayan Ultras'ın, yani Real'in fanatiklerinin, bulunduğu bölüm dışında herkesin numaralı koltuğuna oturduğu, tel örgü namına hiçbir şeyin olmadığı bir staddan bahsediyoruz. 1000 kişilik Ultras sürekli bağırmakta, sesi