Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa

Görüldüğü gibi iki anlatımın arasında devasa fark var. Yalnız uzunluk değil, anlatım şekli de apayrı. Bryant'ın şiirsel bir şekilde golü baştan sona anlatması gole gereken saygıyı gösteriyor ve güzellikleri göremeyenler için canlandırmaya çalışıyor. Alex'in gerçekten "sansasyonel" olan arapasını Türk basını hiç anlatmamış bile..

Medya hakkındaki saptamalarımızı sayfalarca devam ettirebilmek mümkün. Ama futbol kültürü sadece medyanın tutumundan ibaret değil - taraftarın da hareketleri bu kültürün büyük bir parçası.

Maçlardan önce "beş gol" sevdamız vardır bizim. Kameralara en az 10 taraftar "beş atarız" der. Bu işin şakası tabi, aslında buna onlar da inanmıyor, ama gerçekten de inanıp da söylenen, gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan şeyler de çok. Bir takım için "can feda etmek" olgusunu öyle bir tutkuyla söylüyoruz ki, bilmeyen bizi beyni yıkanmış militan sanacak. Birçok tezahürat ve grup adı da bu olgu üzerinde kurulu. Feda edilen can bazen kendi canımız değil başkasının canı da olabiliyor bu sözlerde.

Tezahüratlarımıza şöyle bir geri çekilip baktığımızda aslında aynı sözleri sevgililerimize de söyleyebileceğimiz ortaya çıkıyor. Belki de bu alandaki eksikliğimiz yüzünden açlığımızı zamanında futbola yansıttık ve tezahüratlar kalıplaştıkça futbolun bir parçası oldu ve öyle kaldı. Karşı takıma cinsel tacizde bulunulacağını yoksa neden söyleyelim?

Futbolcularımız da zayıf futbol kültürümüzün bir diğer kurbanı. Galatasaray'ın UEFA Kupasını kazanmasıyla doruk noktasına ulaşan Türk futbolunın o zaman bir kimlik kazandığı düşünülüyordu. "Pres" sendromu işte orada başladı.

Artık futbol "otoritelerine" göre (ki çoğu aynı zamanda ekonomi ve sanat otoritesi) 90 dakika tam saha pres yapmadan iyi futbol oynanmıyordu. Taraftar da bunu benimsedi ve forvetlerinden her topa bastırmaları için tribünlerde uğultular normal haline geldi. Bir forvet eğer basmazsa tembel ilan ediliyordu.

Halbuki bir forvetin temel görevi gol atmaktır. Göze girmeye çalışan bütün genç futbolculara bakın, yedek olarak sahaya girdikleri anda bilinçsizce topun her gittiği adamı kovalarlar. Sonra hırslarından hızlı ve sert girdikleri için kart görürler ama taraftardan alkış alırlar. Koşarak pres için bırakıp boşalttığı alana ise rakip takımdan bir oyuncu yerleşir ve hazırda top bekler.

Bunun en güzel fotoğrafı 2002'de Brezilya ile oynadığımız yarı final maçının son dakikalarında 1-0 yenik durumdan kurtulmanın çaresini taç çizgisinde Denilson'un ayağından topu almak için beş-altı futbolcuyla bastırmamızdır.

Elbette 90 dakika bilinçsizce pres ne bizim ne de başkasının bir futbol kimliği olmamalıdır, çünkü bu enerji zarfından başka bir şey değildir. Yerli hocalarımız bunu denemiş ve işe yarar bir strateji olarak kendi takımlarına uygulatarak büyük hatalar yapmışlardır. Ülkemize gelen yabancı hocalar da futbolda olması gerektiği şekilde sahada dengeleri doğru kurarak bir katkıda bulunmak istediler, ama "yavaş futbol oynatıyor" gibi eleştirilere maruz kaldılar. Bugün Alex ve Anelka'nın bulunduğu bir takıma bile "göze hoş gelen futbol oynamıyor" eleştirisi yapılabilmekte ise, bu bazılarımızın futbolu gerçekten bilmemesi demektir.

Kulüp yöneticilerinin bu kadar ön plana çıktığı bir diğer Avrupa ülkesi olmadığı gibi medyanın yarattığı gündemden galeyana

gelip ağır kararlar veripprofesyonel davranmayı başaramayan bir de yönetim tutumumuz var. Her başarıda çıkıp demeçler vermekten kaçınmayan yöneticiler, başarısızlıkta ise suçu bekletmeden başkalarına yükleyerek sadece kendi itibarlarını korumaya çalışıyorlar. Ancak takdir edilmeli ki yavaş yavaş bilinçlenen taraftar bu tarzı sorguluyor. Bunun da bir nedeni değişik fikirlerin internet ortamında ortaya atılması ve tartışılması.

Kültürümüz eğer değişecek ve kendi futbol kimliğimizi kendi güzelliklerimizle oluşturacaksak, bunu kendi kendimize başaracağız gibi gözüküyor. Eski kafalar ve eski "kalemler" zamanla ortadan kalkacak, medyanın ve kulüplerimizin yönetimi tutarlı ve bilinçli ileri görüşlü insanlara devredilecek ve artık bazı şeyler değişmeye başlayacak. "Türkiye'de zor" dediğinizi mi duydum? Zor değil ama hemen olacak da değil. Herkesin hemen şimdi yapabileceği bir şey var, o da her şeye kulak tıkamak ve kendi düşüncülerimizi oluşturmak.