Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa
Türkiye'de futbol kültürü nedir, neler içerir? Farkında olmadan yaptığımız, izlediğimiz, duyduğumuz nelerdir? Bunları normal olarak mı kabul ediyoruz yoksa bunlar daha yeni oluşan bir kültürün geçirdiği bir evrim mi? Bir bakalım, kendimizi sorgulayalım...

Alp Ayhan
Ülkemizde futbolun her ne kadar 100 yıla dayanan bir geçmişi olsa bile bu sporda daha başarılı olan ülkeler kadar olgun davranamadığımız konular var. Spor medyasının işleyişi burada çok büyük bir etken, çünkü somut oluşumlar ile biz futbol takipçisi olanlar arasında onlar bulunuyor. Bizim eğitimimiz tamamen medyanın elinde diyebiliriz. Bilinçli olarak bu sporun izlenmesi için bu sporu bilenlerin izleyenleri aydınlatması lazım - özellikle de gençleri.

Yıllarca okuduğumuz spor yazarlarının çoğunun yaptığı tek şey gazetecilik

kimliğine bürünmek oldu. Hala ise bunu yapan yazarlar mevcut ve maalesef bazıları eski profesyonel futbolcular. "5. dakikada Ahmet uzaktan şut çekti, top kalecinin kontrolünde dışarıya çıktı. 8. dakikada taç oldu" gibi cümleleri yazarlarımızın yazdığı biliniyor. Bunu yapmadıkları zaman da "aldıkları duyumları" lanse etmekle meşguller. Yanı yapıcı herhangi bir şey yazılmıyor, okuyucu herhangi bir bakış açısını göremiyor ve dolayısıyla kendisinin de bir fikri oluşmuyor. Bunları elimizin tersiyle itmek yerine "şu yazar şunu dedi" diyoruz ve o insana prim kazandırıyoruz. İnsan
olarak yapımız zaten komplo ve "bomba" haberlere itibar gösteriyor, ama zamanla bunların gerçekliğinin hiç olmadığını görüyoruz.

İmzasız haberler ise futbol kültürümüzün "şaheserlerini" barındırır. "Öğrenildi", "bildirildi", "belirtildi", "kulübe yakın çevrelerden edinen bilgilere göre" tipi haberler bırakın spor gazeteciliğini, medya ilkelerine uymayan haber niteliğini taşıyor. Kaynağını belirtmeden, havada bırakılan bilgiler inandırıcı gelmemeli en azından - ama çoğu futbolsever bu tip haberleri okuyup inanmakta, heyecanlanmakta.

Bu yazılar acaba tembelliğin bir ürünü mü? Çıkıp da konuşarak, bağlantılar kurarak, az ama öz bilgi toplayarak yapılması gereken bu işi masa başında hayal kurarak mı yapıyor gazeteciler? Öyle gözüküyor. Hatta o kadar tembeller ki, maç yazıları bile ajanstan alınan dakika dakika anlatımdan ibaret.

Yurt dışında, örneğin İngiltere'de, maç yazılarının her biri ayrı, her birinde izlenimle beraber yorum var. Bu iş de gerçek anlamda yazı yazma kabiliyeti olan insanlara bırakılmış.

İsterseniz kendi maçlarımızdan bir örnek verelim. Yakın geçmişte Fenerbahçe'nin mükemmel bir oyun ile PSV Eindhoven'i yenmesini basınımız göklere çıkarırken büyük ve renkli manşetlerin altındaki yazılarda neler vardı?

Alex de Souza'nın ikinci golü nasıl anlatıldı?

'Anelka'nın akıl dolu ortası, Alex'in kafasıyla birleşti ve skorbordda 2-0 yazıldı.'

Bu en çok okunan gazetelerimizden birinden alıntı.

Diğer tarafta UEFA.com sitesinde maçı Şükrü Saracoğlu'nda takip eden Steve Bryant bu güzel golü şöyle anlatmış:

"Av hissini alan ölümcül Anelka PSV defansında bulduğu boşlukları yükselen bir gayretle araştırmaya başladı. Alex'den uzun bir pası topladı, maçta bir saat geçmesine az bir süre kala içeri doğru yöneldi ve alçak şutu uzak direğin birkaç santim yanından dışarı çıktı. Fransız oyuncu 68. dakikada ise Alex'e geri iltifatını gönderdi. Brezilyalı'dan aldığı sansasyonel arapasından sonra topu duraklatan Anelka, Gomes'i geçen mükemmel bir ikinci gol için Alex'e ortasını yaptı."