sahneden hiç inmez. Zihniyet değişmez, baba gider oğlu gelir, devran döner. Bir de işin halk boyutu var. Kabul etmek gerekir, eskiden Anadolu böyle değildi. Berber dükkanlarından kasaplara kadar şehrin takımının posterleri süslerdi duvarları. Herkes kendi şehrinin takımının başarısı için uğraşırdı.
Şimdilerde İstanbul takımları daha cazip. Başarısızlıklara tahammül edemeyenlerin ufak yürekleri artık Eskişehirspor sevgisini barındıramıyor içlerinde. Ne ilginçtir hala onu sevenler var.
Hala onun peşinden koşan, bir dostumun deyişiyle "önemli olan hangi ligde oynadığımız değil, Eskişehirsporlu olmamızdır" diyebilenler var.
Zaten Anadolu'daki nice takımı ayakta tutan sevgi bu değil midir? Sizi kaç kişinin sevdiğinden ziyade, sizi sevenlerin sizi nasıl sevdiği, ne kadar sevdiği her zaman daha fazla önemli olmuştur.
Sevgili Selahattin Erdoğan'ın ESES için yazdığı birçok şiirden birinde dediği gibi;
En sıkıntılı anımda sesin canıma can katsaydı,
Nefesin,
Anamın tarhana çorbası tadında ısıtsaydı
Soğuk gecelerde titreyen bedenimi,
Seni böylesine
Sevebilir miydim EsEsim
|
Geçen sene "Kırmızı Şimşekler" için tam bir ders yılı oldu. Bir sezonda değiştirilen üç teknik heyet elbette başarıyı getiremedi.
Taraftara rağmen İbo'yla sezon açarsanız, sezon açılışınızı İbo'ya göre programlarsanız, İstanbul takımlarına sempati duyan ve ulusal gazetelere bu yönde demeçler verenlerle bu takımı yönetmeye kalkarsanız, belki de yüzyılın projesi diye düşündüğümüz bir projeyi sahiplenemeyerek siyasilere oyuncak ederseniz, şehrinizde süper gençler finalleri oynanırken sizin haberiniz yoksa ve bunun gibi daha birçok yönetsel hatalar yaparsanız elbette başarı gelmez.
Eskişehirspor'un mazisindeki başarılara baktığınızda, onun arkasında futbolcularla ve taraftarlarla beraber cefakar yöneticiler de olduğunu görürsünüz.

|
|
 |
Eski Eskişehirsporlu Nedim'in bir anısını anlatayım bu noktada. Kimlerin yönetici olması gerektiğini daha iyi anlarız belki de:
"Şu andaki eşim, o zamanki sevgilimle Köprübaşı'nda elele yürüyorduk. O zamanlar futboldan çok para kazanılmıyordu, arabamız yoktu. Derken yürüdüğümüz kaldırıma bir araba yanaştı. İçinden yöneticilerimizden biri indi. Adam kuru bakliyatçıydı.
"Ne yapıyorsun sen" diye bağırdı bana. "Sevgilimle dolaşıyorum" dedim. "Olmaz" dedi. "Sen Eskişehirspor futbolcususun, nasıl yürürsün." Bu sözlerin ardından arabadan indi, arabanın anahtarlarını avucumun içine bastırarak koydu ve sonra arkasına bakmadan yürüdü.
Böyle bir yöneticiniz olur da, oynanmaz mı? Zaten o sene öyle bir oynamışız ki, Tanju'nun GS'dan aldığı paradan daha fazlasına Konya'ya kaçırdılar beni."

|

Eskişehirspor Kulübü bu işi başarmak istiyorsa, içindeki gerçek sevdalıları bu işin başına getirmelidir. Reklam yapabilmek için, şehirde prestij sağlamak amacıyla yöneticilik yapanlarla yollarını ayırmalıdır.
Eskişehirspor taraftarları da, içlerindeki muhasebeyi yapmalı ve takıma zarar veren, yüreklerinde paradan başka hiçbir sevda barındırmayan, rant amacıyla içlerine sızmış insanları bir bir ayıklamalıdırlar.
40 yıl geçti aradan. Eskişehirspor ve taraftarları bu ufak zaman dilimine nice başarıları sığdırmayı başarabilmiş bir takım oldu. Bu sene yaş gününde ona en güzel hediyeyi verebilmek içinse, taraftarları harıl harıl çalışıyor. Önümüzdeki günlerde, onu anlatan bir kitabı piyasaya verecekler. Bundan daha güzeli de olmazdı sanırım. Frigya Vadisi'nin bu büyük devrimcilerini, yine yukarılarda görmek dileklerimle. Devrim zamanı geldi de geçiyor.
Hadi artık! 
|
|