Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa
İkinci yarı başlarken gece yarısı TV başında yine de yatmayıp bekleyenlerin tek temennisi en azından bir gol bulup onurlu bir şekilde turnuvaya veda etmek idi. Onlarla aynı fikirde olmayanlar ise sahada her şeyini ortaya koyan 10 genç çocuktu. Yarının başlamasıyla Caner ile bir gol bulan takımımız, savunma güvenliğini elden bırakmasının etkileriyle kalesinde gol pozisyonları görse de, şansın ve Volkan'ın yardımlarıyla skoru bir süre 3-1'de götürmeyi başardı.

Sonra Tevfik'in golüyle iyice ayakları dolanmaya başlayan Brezilya'nın üzerine ciddi bir şekilde yüklenmeye başladı gençler. Perulu taraftarların desteğini de yanına alan Türkiye, Nuri'nin muhteşem golüyle beraberliği yakaladı. 3-0 geriden maçı getirmenin moral motivasyonu yanında 10 kişiyle insanüstü çaba göstermenin fizyolojik yorgunluğu birbirlerini sıfırlıyordu belki ama dördüncü gole de çok yaklaşmıştı genç milliler. Fakat bu düşüş anlarından birinde, son saniyelerde Brezilya dördüncü golünü buldu.

Maç sonunda tribünleri dolduran binlerce Perulu'nun çılgınca alkışladığı gözü yaşlı gençler görüyorduk sahada. Tam bir yıkımdı çünkü bu onlar için. Kendilerini teselli etmeye çalışan hocalarını bile görmez haldeydiler, ama onlar üzülürken aslında Türkiye seviniyordu.

Üçüncülük maçında Brezilya maçının moral bozukluğunu üzerinden atamamış görünen gençler 2-1 mağlup olmaktan kurtulamadı. Avrupa Şampiyonası'nda finalde devirdiğimiz Portakallar, maçtan sonra büyük sevinç yaşarken, gençlerimiz kaçan şampiyonluğu akıllarından çıkaramıyordu.

Buna rağmen turnuvanın en değerli üçüncü oyuncusu ve gümüş ayakkabı sahibi Nuri Şahin, bronz ayakkabı sahibi de Tevfik Köse seçiliyordu.

Turnuvayı grupta 2-1 yendiğimiz Meksika kazandı. Finalde Brezilya'yı 3-0 yenerek şampiyon olan Meksika'yı orada görmek ahları vahları daha da artırıyordu. Rahatlıkla yendiğimiz bir takımın şampiyon olmasından gurur mu duymalıyız, üzüntümüzü artırmalı mıyız burada kararsız kalıyor insan.

Yine de bizlere hiç ummadığımız başarıları tattıran ve 2008'in, 2010'un, 2012'nin emin ellerde olduğunu hissettiren bu gençlere bir teşekkür borcumuz var. Umarız bu başarılarının üzerine daha fazla şey koyarak düşündüğümüzden fazlasını bize verirler.

 
Dolu güğüm gümlemez, dertsiz olan inlemez demiş atalarımız. İnleyelim bakalım, sesimiz nereye kadar duyulacak. Eskişehirspor'un özellikle son on yılında yaşadıkları, Türk futbol kulüplerine ders niteliğinde anlatılması gereken yanlışlarla doludur. Bir futbol kulübüne hizmet ettiğini sanan veya sevdiğini sanan  insanların  neler yapmaması gerektiğini bu yıllara bakarak öğrenebilirsiniz.

Bülent Gürsoy
Kendi şehriyle barışık olamayan bir yerel medya... Öyle ki kendi içinde dahi kavgalı... Bir yerel medya düşünün; O şehrin takımı deplasmana gidiyor... Taraftarı taşlansa da, futbolcusu soyunma odaları koridorlarında dayak yese de, her zaman suçlu ilan ediliyor.

Seçilmişleri bir başka alem. Hele bir tanesi her genel kurulda ortaya çıkar, Kocaelispor'a olan 40 milyar TL'lik borcu üstlenir. Yıllardır her kongrede bu borç

üstleniliyor ama nedense bir türlü bitmiyor.  Galibiyetlerde Eskişehirspor soyunma odası meclis koridorları gibi, mağlubiyetlerde ise ortada kimse yok.

Yönetim ayrı bir noktada, değerlendirmeyi hak ediyor. Yönetim diyorum zira her genel kurulda babadan oğula geçer gibi başkanlık el değiştirir.

Aslında yönetim hiç değişmez. İstemem yan cebime koy misali senaryolar