Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ekim 2005   Hayatım Futbol / Ekim 2005
Bir Sonraki Sayfa
Reha Kapsal 'ın felsefesi :
Bir radyo hatırasıdır hepimizde ismi. Zamanın kıt koşullarında Radyo 1 başında Pazar günü çürütürken mikrofonlar ne zaman Alsancak Stadı'na bağlansa Murat Ünlü ondan bahsederdi. Kah attığı golleri dinledik, kah yarattığı pozisyonları. Başarılı futbol hayatının ardından kulübedeki yerinin daha da parlak olacağını hissettirdi başlarda. Gittikçe yükselen grafiği ve elde ettiği başarılarla Ümit Milli Takımın başına getirilen Reha Kapsal ile Türkiye Futbol Federasyonu'nun Beylerbeyi tesislerindeki odasında görüştük.

Tuncay Yavuz - Hüseyin Abaş
Futbol kariyeriniz boyunca hep küçük takımların golcü forveti rolüyle tanıdık sizi. Milli takım kadrolarına birkaç kez alındığınızı fakat hiç oynayamadığınızı biliyoruz. Hiç daha büyük bir adım için fırsatınız oldu mu?

Mehmet Ali Yılmaz döneminde, Pfaff'ın Trabzonspor'da oynadığı sezon 6 ay

kiralık olarak orada oynadım. Sonra Altay'a geri döndüm ve futbolu bıraktığım yer olan Zeytinburnu'nda da 2 yıl oynadım. Evet milli takımlara çağrıldım, tam oynayacağım dönemde de şöyle bir olay oldu. Tınaz Tırpan zamanı, Rusya maçları. İzmir'de Beşiktaş kupa maçında Beşiktaş'a gol attığım bir pozisyonda kaleci Zalad'la çarpıştım ve diz kapağım kırıldı. 1,5-2 sene futboldan uzak kaldım. O maç
çarşambaydı, kulübe yazı gelmişti, pazartesi milli takıma davet edildiğime dair. O zaman yaşım 24 idi. Sakatlığa rağmen Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray'dan ciddi teklifler aldım. 3 kulüple de görüştüm. O şartlara rağmen benimle anlaşmak istiyorlardı ancak beni o dönem yönlendiren kişiler ciddi rakamlar istememi tavsiye etmişlerdi. O durumda böyle bir şey yapınca tabi anlaşma zemini bulamadık. Yoksa Tahsin Kaya'nın petrol istasyonunda ciddi bir görüşmem olmuştu, Süleyman Seba ile de bizzat ofisinde görüştüm; ama kendi yanlış düşüncemizle böyle bir hataya yol açmışız. Sonra tekrar Altay ile sözleşme imzaladım.

Kariyerinizin en yüksek noktası nedir? Ligde en çok gol sayınız?

Ligde 1987-88 sezonunda penaltısız16 gol atmıştım. 12-13 hafta da oynayamamıştım sakatlığım dolayısıyla. İzmir'de oynanan Kocaelispor maçında attığım golle de 'Yılın Golü' ödülünü almıştım. Yani tam sakatlık öncesi dönem en parlak yılımdı.

Antrenörlük kariyeriniz Marmarisspor'da başladı. Altay'ı birinci lige çıkardınız ama görevde kalmadınız. Takımları üst liglere çıkarıyordunuz, ancak sonrasında görevi bırakıyordunuz. Bu süreci sizden dinleyebilir miyiz?

1996'da futbolu bıraktım. 1997 yılında evlendim ve İzmir'e yerleştim. Antrenörlüğe 1997 yılında 'Oyuncu

İzleme' ekibi sorumlusu olarak Altay'da başladım. 1999 yılında Altay'da altyapı koordinatörlüğüne getirildim. Zafer Bilgetay hoca ile birlikte bir çalışma yaptık. Ondan sonraki sene yeni gelen hoca ile yardımcı olarak çalışmam istendi. Ancak ben yardımcılık yapmaktansa teknik direktörlüğe başlamayı istediğimi söyledim.

Marmarisspor ile çalışmaya başladım. Altay altyapısıyla çalışmamın büyük faydasını gördüm tabi. Şu anda Beşiktaş'ta oynayan Çağdaş ve Vestel Manisalı Sinan Kaloğlu'nu oraya götürdüm. Şu anda Kayseri'de oynayan Emre Toraman'ı da Gençlerbirliği'nden transfer etmiştim. Altay'dan birkaç genç daha götürdüm. O yıl Marmaris de küme düşmüştü. Ben çıkma garantisi verdim, Marmaris yönetimi şaşırmıştı. Devre arası 4.ye 10-12 puan fark yapmıştık. İkinci yarıda da çok avantajlıydık, ama parasızlıklar yaşadık. Bu yapıda çalışmayacağımı söyleyerek ayrıldım.

3 hafta sonra hocası ayrılan Vestel Manisa teklif getirdi. Kalan 13 haftada 10 galibiyet 2 beraberlik alarak takımı 3. sıraya getirdik. Enteresan bir olay bu da. Bir sezonda çalıştığım 2 takım 2. Lig B kategorisine çıkmış oldu. Sonra Vestel'le de anlaşamadık ve ayrıldım. Altay'a 12. haftada başladım. Takım 8. sıradaydı. Para problemleri çok ciddiydi, o yıl 4 kongre geçirmiştik. Ligin bitmesine 4 hafta kala Süper Lig'e çıkmayı garantilemiştik. Altay'la anlaşamadık, sıkıntılar vardı. Sonra yine sezon ortasında