Hemen ardından, Fatih Terim göreve getirilir. Ve sanki bir sihirli değnek değmişçesine her şey değişiverir. İyi ama ne değişmiştir?
Türk A milli futbol takımı birden herkesi yenmeye mi başlamıştır? Hayır. Yanal zamanında deplasmanda berabere kaldığı Danimarka ile kendi sahasında da berabere kalmıştır. Finallere gitmeyi garantileyen ve yıldız oyuncularını oynatmayan Ukraynalıları deplasmanda 1-0 yendikten sonra, Arnavutluk karşısında da deplasmanda zar zor alınan galibiyetle eleme maçı oynama hakkı kazanılmıştır.
Peki Türk A Milli futbol takımı çok iyi bir futbol oynamaya mı başlamıştır? Yine hayır. Hatta gözle görülür şekilde kısır bir futbol oynamaktadır milli takım.
Peki nedir böylesine her şeyi değiştiren şey?
Öncelikle yeni teknik direktöre, ciddi bir destek verilmektedir. Bu toplu kamuoyu desteği olmayabilir. Ama ondan da önemli bir destek var ortada. Bakan desteği, federasyon desteği, milletvekilleri desteği, medya desteği. Yani bizimki gibi şark kültürüne sahip bir ülkede gereken en önemli destek.
Bu kültür hep tek adam tercih ediyor. Bu yüzden siyasi liderler onlarca yıl parti genel başkanlığı yapıyorlar, alternatif kimsenin aklına bile gelmiyor. Daha da kötüsü; bir lider partisini bırakınca o parti
|
çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Futbolumuzda da bu durum geçerli belki de.
Fatih Terim, ki 1994-2000 arasında çok önemli başarılara ulaşmıştır, son yıllarda başarısız da olsa, bu ülkede eleştirilmesi neredeyse düşünülmeyen bir futbol adamı konumundadır.
Milli takım çok kötü oynadığı bir karşılaşmayı kazanınca eleştirilmek şöyle dursun, teknik direktör göklere çıkarılmakta, tüm başarı neredeyse sadece ona mal edilmektedir. Yarın bir gün kötü bir netice alınsa, belki de suçlu bulunacak kişiler futbolcular ya da hakem olacaktır. Çünkü Terim'in eleştirilmesi ilk anda akla gelebilecek bir şey değildir.
O halde, bu ülkede, bu kültürde, Fatih Terim'in milli takım teknik direktörü olması, belki de en iyi alternatiftir, hatta şanstır. Çünkü bu ülkede futbolun, futbolcuların, milli takımın huzura ihtiyacı vardır.

|
|
|
Bu huzuru sağlayacak olan, anlamsız, art niyetli eleştirileri uzak tutacak olan Fatih Terim'in teknik direktörlüğü ise, ki öyle görünmektedir, oynanan futbolun eleştirilmesi, oyuncu tercihlerinin konuşulması ikinci planda kalır.
Sırf bu açıdan bakıldığında dahi, Fatih Terim'in milli takıma olan katkısı önemlidir. Oynanan futbolun iyi olmaması, netice alınmış ya da alınmamış olması o kadar da önemli değildir.
Çünkü; Türk futbolunun bir değişime ihtiyacı var. Hem de çok ciddi bir değişime. Türk futbolunun altın jenerasyonunun bir kısmı emekli oldu, kalanları da kariyerlerinin sonbaharındalar. Yakında hiç birisi kalmayacak milli takımda.
Dünya üçüncülüğü sonrasında, Ergün Penbe ve Hakan Ünsal olmayınca milli takımda kim sol kanat savunucusu olarak oynayacak acaba diye bir soru atmıştık ortaya.
Bugün bu sorunun cevabı karşımızda. Sol kanat savunucusu olarak, hem kendi kulüp takımında, hem de milli takımda, sol ayağı çok zayıf olan Ümit Özat oynuyor. Çünkü biz altın jenerasyonumuzun sırtına binmişken, arkadan gelen bir sol kanat savunucumuz yoktu. Onlar emekli olunca gerçekle yüz yüze geldik.
Şimdi diğer gerçeklerle de yüzleşme
zamanı. Milli takımımız için yeni bir yapı
|

oluşturmamız gerekli. Volkanlar, Serkanlar, Necatiler, Tuncaylar, Hamitler, Haliller, Selçuklar, Nuriler, Emre, Yıldıray gibi oyuncularla kaynaşacak ve yeni bir milli takım oluşturulacak.
Bu çocukları acımasız eleştirilerden korumak lazım. İkide birde teknik direktör değişikliklerine maruz bırakmamak lazım. Uzun dönemli bir plan lazım.
Ve en önemlisi; bu uzun vadeli planın uygulanmasına izin verilmesi lazım. Yanal'ın kendi planını uygulamasına izin verilmedi. Yeni teknik direktöre ise dokunulmaması lazım. Ve Terim bu dokunulmazlığı sağlamış görünüyor. Bundan daha önemli bir kazanım olamaz milli takım için... 
|
|