|
önderliğinde 5-0 kazanır maçı. Maçtan 8 gün önce doğan oğluna vermek istediği Katalanca isimle Katalanlar'ın gönlünü zaten fethetmiş bulunan Hollandalı, Franco'nun takımını kendi sahasında tek başına perişan etmiş, sezon sonunda da 14 yılın ardından takımı mutlu sona ulaştırmıştır. Hatta Katalanlara sorarsanız, ömrünün sonlarına yaklaşmış olan Franco'nun ölüm sebebi de o muhteşem maç ve Hollandalı yıldızdır. Amsterdamli genç Jopi değil "El Salvador"dur artık onun adı, "Kurtarıcı" yani, "Katalonya'nın Kurtarıcısı".
"Cruyff'un oğluna Katalanca bir isim vermesi, Hollandalılar için hayal kırıklığı, hatta belki kıskançlık sebebi değil midir?" sorusuna da "neden olsun ki?" yanıtını veriyor bizim Hollandalı Reniers. Zira Ajax'tan ayrılıp Barcelona'ya giderken de Amsterdam'da hiç kimse terk edip gittiği, ya da takımı sattığı gerekçesiyle tepki göstermemiştir Cruyff'a, gidişinin sebebinin yeni hedefler arayışı değil de Ajax'ta kaptanlık pazubandının ona verilmemesi olduğu söylentilerine kimse aldırmamıştır bile.
Hollanda'da olmasa da, El Salvador'un oğluna verdiği isim Barselona'da önemlidir, gurur kaynağıdır hatta. Katalonya'nın koruyucu azizi "Kutsal Jordi" ile adaş olacaktır bebek Cruyff, ancak baskıcı rejim İspanya'da çocuklara İspanyolca olmayan isim verilmesini yasaklamakta, Katalanca bir isme ise hassasiyetle tepki göstermektedir. Her zamanki inatçı ve güçlü tavrıyla "Ben sizin kanunlarınıza tabi değilim ve oğlumun adı Jordi
|
olacak" der baba Cruyff, dediğini yapar da. Yıllar sonra bu konu kendisine sorulduğundaysa tam kendisinden beklenecek bir açıklama yapar: "Jordi doğduğunda Barselona'ya yerleşeli 6 ay olmuştu, Jordi isminin Katalanlar için önemli olduğunu bilmiyorduk henüz, ancak başkası istedi diye de oğlumun adını değiştirecek değildim."
Kurtarıcı, büyük futbolcu dışında genç kızların rüyalarını süsleyen bir rolü de vardır Cruyff'un. "Biri ona faul yapsa sinirleniyordum, acı çektiğini görsem ağlıyordum. Hani "ne aptalmışım, nasıl aşık olmuşum ben bu adama" dedirten gençlik aşkları vardır ya, Cruyff benim için kesinlikle öyle değil." diyor, bir İspanyol şirketinde finans müdürlüğü yapan bayan Felch. Cruyff'un Barselona'ya evli ve iki çocuk babası olarak gelmesi sebebiyle, baştan kaybetmiş genç kızlardan biridir, ve "o kadar aşık olmama
|
|
|
ve sağda solda, yemek yerken, alışveriş yaparken ona rastlamama rağmen hiç konuşmaya çalışmadım, çünkü ona duyduğum saygı her şeyin önünde gidiyordu" diyerek sevgisini yıllar sonra bir film aracılığıyla duyurmaktadır.
"Peki nasıl olur da, bu kadar çok sevilen, tapılan bir adama "sarı fare" gibi aslında kötü bir lakap yakıştırılır?" diye sormak mümkün.
Cevabı da kolay aslında: "Yakıştırılmaz" Hemen herkesin sarışın olduğu bir ülkede doğmuş, ve aslında oldukça kumral olan bir adama "sarı" denmesi, herkesin "kurtarıcı" dediği, genç kızların aşkından öldüğü adama "fare" denmesi de mantıkla fena halde çelişir. 4 Aralık 1974 tarihli Hayat Spor dergisi "Rakip savunmaları kemirdiği için sarı fare denir ona" diye açıklama yapsa da biz Türkler dışında kimsenin bilmediği, kullanmadığı bir lakaptır aslında "Sarı Fare".

|
"Biz bu adama niye sarı fare diyoruz?" sorusuna "Fener 68'de Manchester'ı eledikten sonra Ajax'la oynadığında Cruyff vardı takımda ve nedenini bilmiyorum ama adı o zaman da sarı fareydi." şeklinde açıklık getiriyor bizden bir futbolsever Reşat Amca. Henüz 21 yaşında, rakip savunmayı rahatsız eden yapıda bir hücum oyuncusudur Cruyff, ve tabii biz Türkler kadar esmer değildir. Fenerbahçe'yi iki maçta da 2-0 mağlup eden Ajax'ta gol atmasa da göze batan adamdır ve belli ki rakip savunmaların hepsini olmasa da Fener'in savunmasını kemirmiştir "sarı fare". Yıllar sonra alacağı "El Salvador" lakabınınsa anlamını bile bilmemektedir henüz.
"Ama fare dediysek de bakma, herkesin hayran olduğu bi adamdı tabii Johan Cruyff" diye de ekliyor bizim emektar futbolsever. Televizyonun olmadığı günlerde, insanların radyo ve gazeteler aracılığıyla adını öğrendiği sarı fare, ligde orta sıraya oynayan takımların birinin kulüp lokalinde konuşulacak kadar da ünlenmiştir Anadolu'da, hatta okuması yazması olmayan kulüp başkanı, sadece duyduklarıyla yetinerek "transfer edelim" diyecektir Hollandalı yıldızı.
1974'te Katalonya'yı kurtaran, Hollanda'yı Dünya Kupası finaline taşıyan adam, 1978'e gelindiğinde, 31 yaşında futbolu bırakma kararı alır. Hollanda'yı Arjantin'deki finallere taşıyan odur ancak finallerde yer almayacaktır. Çeşitli söylentiler çıkar konu hakkında. Arjantin'deki siyasi yapıyı protesto etmek istemesinden tutun da, kaçırılma
|
|
|