|
ve hep ilk onbirde oynamıştır. Ama işte, yine başarısız geçen sezonlarda inisiyatif aldığı ve direk sonuca giden adam olmadığı için, önce eleştirmen taifesinin, sonra da tribünlerin hedef adamı olmuş ve sonunda bırakıp gitmek zorunda kalmıştır.
Fenerbahçe'nin şampiyonluksuz sezonlarında kanatta tribüne yakın oynamanın nasıl bir sağlam karakter ve granit dayanıklılığında sabır gerektirdiğini, sadece yerinde bunu yaşayanlar ve o iltifata mazur kalanlar anlatabilir. Hatta şampiyonluklarla geçen son yılların kaptanı Ümit Özat bile bu konuda yeterince bilgi ve tecrübe sahibidir.
Trabzon'a bakalım. Ogün Temizkanoğlu'nun cami avlusunda kendi taraftarı tarafından saldırıya uğramasından başlayarak ne hikayeler var bu on, onbeş yıl içerisinde. Gencecik, altyapıdan yeni çıkmış futbolcularına yakıştırılan aşağılamalardan, takımın yıldızlarına edilen hakaretlere kadar...

|
Bugünlerde de bazı taraftarın, takımı son yıllarda neredeyse tek başına sırtında taşıyan Fatih Tekke için söylediklerini gazetelerde okuyunca insanın gözleri pörtlüyor. Hem de Fatih Tekke için. Ben Trabzon'u 1976-77 sezonundan beri takip ediyorum ve bu kadar iyi bu kadar kaliteli bir futbolcu görmedim takımda. Ve taraftar bu futbolcuyu suçluyor ve gitmesini istiyor. İnanılır gibi değil...
Beşiktaş cephesindeki ilk vukuat elbette Çağdaş Atan, ya da hemen öncesindeki Suleymane Youla ya da Adem Dursun değil. Ama bu üçü en taze örnekler.
Peki ya son onbeş yılın en başarılı takımı, yani Galatasaray? Dört yıl üstüste şampiyon olduktan ve hatta UEFA ve Süper Kupayı kazandıktan sonra kaybedilen ilk şampiyonlukla beraber tribünlerden kulüp tarihinin en önemli başarılarını kazanan kahramanlara yağdırılan pet şişeler, bu sezon olağanüstü bir performans gösteren takımın en önemli, en başarılı oyuncularından Necati Ateş'e, Hasan Şaş'a maç sırasında Ali Sami Yen Stadının tribünlerinden yağdırılan hakaretler, uçakta yapılan saldırılar...?
Onlardan yıllar önce Tugay Kerimoğlu'na tribünlerden edilen küfürler, hatta son milli maçında sahadan çıkarken yağdırılan hakaretler... Ki aynı Tugay Kerimoğlu, bugün hala İngiltere Premier Ligi'nin önemli bir takımında, ilerleyen yaşına rağmen baş tacı edilip, önüne yeni bir sözleşme daha konuluyor.
|
|
|
Nedir bu şiddet, bu celal?
Taraftar haklı mı? Futbolcular haksız mı? Neden böyle oluyor bütün stadyumlarımızda? Nedir bu şiddet, bu celal?
Herşeyden önce, her futbol maçı öncesinde bir kazanmaya şartlanma ortaya çıkıyor. Satış yapma, tiraj ya da reyting artırma derdindeki medya da sürekli bunu körüklüyor. Ve müşteri, yani taraftar da bunu alıyor.
Ne yazık ki, ülkemizde futbol seyredenlerin çoğu, yani kendilerine taraftar diyenlerin büyük bir bölümü futbolu aslında gerçekten sevmiyor. Futbolu sadece bir kazanma, kendini tatmin etme aracı olarak görüyor. Bir karşılaşmayı seyredenler arasında bir çok kişinin düşündüğü; ertesi gün işyerinde, okulda ya da mahallede rakip takımı destekleyen arkadaşlarına ne diyeceği, ya da Onların kendisine yönelik sataşmalarına nasıl karşılık vereceği oluyor.
Böyle bir durumda da, medya kaşıdıkça kaşıyor, taraftar da istedikçe istiyor. Kimsenin mantıklı düşünme ya da anlayışlı olma, hatta daha ötesi oynanan oyundan zevk alma çabası olmuyor. Varsa yoksa kazanmak, hatta bazen kazanmak da yetmiyor, en az beş altı farklı kazanmak normal beklenti haline geliyor.
Bazen insan her sene Avrupa şampiyonları çıkaran, dört yılda bir dünya kupalarını kolaylıkla kaldıran bir futbolumuz varmış da, iki üç iş bilmezin elinde çarçur ediliyormuş izlenimine kapılıyor neredeyse... Sonuçta herkes nasibini alıyor bundan.
|
Taraftar tribünde, spor yazarı koltuğunda teknik adamları eleştiriyor. Neymiş? Genç futbolcuları sahaya sürmezsen, oynatmazsan nasıl bu çocukları kazanabilirsin? İyi de aynı çocuklar sahaya sürüldüğünde maçı kazanamazsan hem o çocuklara hem de teknik direktöre veryansın başlıyor. Misal, geçen sezon Galatasaray ligin son maçlarından birinde kendi sahasında yenik durumdayken Hakan Şükür'ü çıkarıp sahaya Cafercan'ı süren Hagi'nin uğradığı eleştiriler. Kim kaybetti sonuçta? Galatasaray, Hagi, Cafercan, ve bunların doğal sonucu olarak Galatasaray tribünleri. Kendim ettim kendim buldum yani...
Çağdaş Atan olayına geri dönelim. Çağdaş'ın dünyanın ya da Türkiye'nin en iyi savunma oyuncusu olmadığını, futbolu şöyle böyle takip eden herkes bilir zaten. Beşiktaş taraftarının da bunu bildiğinden şüphe yok. Ama aynı Çağdaş, Beşiktaş futbol takımının sorumluluğu verilen Jean Tigana tarafından, gereğinde asıl yeri olan stoper, gereğinde ihtiyaca göre orta sahada savunmanın önünde ya da sol kanat savunucusu olarak oynatılan, ama hemen her maçta sorumluluk verilen bir futbolcu değil mi?
Yani, iş ahlakı ve sorumluluk anlayışı teknik direktörünün takdirine mazhar olmuş demek ki, bu kadar geniş bir kadro içerisinden her maçta sorumluluk alabiliyor. Ama Beşiktaş taraftarına yaranamıyor...
Bütün bunlar teknik direktör ve kulüp yönetiminin üzerine ağır maddi ve manevi yükler bindirir. Ve sonuçta oyuncu ve kulüp
|
|
|