|
Taraftarların kaynaşması için en küçük detay bile düşünülmüştü Hannover'de. Her yerde langırt masaları, kum sahalar, halı sahalar, açık kafeler ve barlar, dev ekranlar ve bunlar varken de kalabalığın içine karışmayan, uzaktan ve ortamı rahatsız etmeyecek şekilde taraftarları izleyen "polizei".
Müthiş Alman ulaşımı sayesinde hiçbir gecikme yaşamadan ulaştığım Hannover'de bir VIP bileti beni bekliyordu. Belki de solcu-futbolcu tutumuma karşı duracak bir hareket olsa bile, kendimi, "ben hiç olmazsa gerçek bir futbol taraftarıyım. Yanımda oturacakların aksine ben o stadda nasıl olursa olsun yerimi almayı hakediyorum", şeklinde teselli ediyordum.
Şehir merkezine dönüşte bir Alman bira evine kendimi attım. Bir grup Alman taraftar sürekli yönüme bakarak futbol aşıklarının ancak anlayabileceği "yabancılarla futbol konuşma" zevkini yaşamak istediklerini belli ediyorlardı.
|

Sohbet Jürgen Klinsmann'dan başladı. Kaliforniya merkezli takımı yönetmesi bu birkaç Almanı hiç de rahatsız etmiyordu. İlk maçtagüzel bir futbol ve sonucun onları rahatlattığı belliydi. Klinsi'nin enerjisini ve kurduğu takımı çok beğenmişlerdi. Çek Cumhuriyeti - ABD maçını da izledikten sonra, normal sezon boyunca AWD Arena olarak bilinen modern stada doğru yürüyerek yol alma vakti gelmişti. İtalya'da Francesco Totti ve Alessandro Nesta'nın ilk 11 oynayacağı haberi gelince, Stephen Appiah'lı Gana'nın şansı var mı diye düşünceler akla geldi. Ganalıların aklında ise hiç bu tür konular yok gibiydi. Danslar devam ediyordu!
Kaldırımlarda spray boya ile çizilen güzergahı takip ederek şehiri kolayca gezmek ve bütün ilgi çekici yerleri ziyaret etmek mümkündü. Ancak pek sistematik çalışmayan İtalyanları görerek ben de bu yapay raydan çıkıp kendimi taraftar gruplarının içinde çok kez buldum.
|
|
|
Maçtan çok öncesinde harika bir atmosfer stadı etkisi altına almış, kupaya girerken kampında şike skandalı konuşulan İtalya ile ilk defa kupaya katılacak olan Gana'nın temsilcilerinin sahaya çıkması bekleniyordu.
Maçın başlamasıyla Stephen Appiah'ın kaptanlığını yaptığı Gana önemli pozisyonlara girdi. Ancak bu fırsatları, turnuvadaki Afrikalı takımlarının bugüne kadar yaptığı gibi harcayan Ganalılar, etkili olacaklarını çabukça gösteren Francesco Totti, Luca Toni ve Alberto Gilardino üçlüsünü ancak insanüstü bir mücadeleyle durdururlarsa bu maçtan puan çıkarma şansları olacaktı. Nitekim bu enerjiyi Michael Essien ile Appiah gösterdi ve takım arkadaşları ile aralarındaki kalite farkını da gözler önüne sermiş oldu. Maçın sonlarına doğru Appiah'ın arkadaşlarına kızması da tıpkı Fenerbahçe'de gördüğümüz gibi gittikçe arttı. Maç başlamadan hırsından kendi avucunu yumruklayan Appiah için maçın sonucu gerçekten yazık oldu.

|

Andrea Pirlo özel bir övgüyü hak ediyor. Pirlo, attığı her adımı hesaplayan, akıllı bir orta saha oyuncusu olduğunu dünya kupasının ilk maçında her dakika gösterdi. Fizik olarak güçlü olmasa bile, oyunu okuma kabiliyetiyle pasları önceden sezmesi ve aldığı pozisyonları dikkatlice seçmesi Pirlo'nun defansif kabiliyetleri. Atakta ise golde gördüğümüz gibi harika tekniği ve attığı pasların isabetliliğiyle, Totti'ye büyük yardımlarda bulundu. Pirlo, kuşkusuz maçın oyuncusuydu.
Gana maçı sonuna kadar zorlasa bile, sahanın son çeyreğindeki beceriksizliğiyle sıkı İtalyan defansını açamadı. Nesta ile Fabio Cannavaro aralarındaki ender anlaşmazlık sonucunda sadece bir ciddi hata yaptılar. Bunun devamında bir gol gelse idi maçın gidişatı çok farklı da olabilirdi, ama her turnuvadaki gibi dünya kupasında da rakibin yaptığı ciddi hataları değerlendiremeyen takımlar başarısızlığa mahkum.
|
|
|