|
 |
Hayatımda ilk defa bir iş toplantısını büyük bir sevinçle karşıladım herhalde. Almanya'da kupa oynanmakta ve iç çeke çeke bu sene de maçları evden seyretmekteyken, Hollanda'da yapılacağını öğrendiğim bir şirket toplantısı haberiyle parladı gözlerim. Hollanda demek Almanya'nın dibinde bir ülke demek.
Ahmet Azaklı |
Hollanda yolculuğunu hafta sonuyla birleştirme, kupanın oynanacağı şehirlerden, hatta mümkünse statlardan birinde bulunma imkanı demek. Ve tabii, dünya kupası esnasında, futbol müminlerinin mübarek ayında yani, 47 ayın sultanında, Almanya'ya bu kadar yaklaşmışken hem de, kapıdan içeri adımını atmamak demek, günahların büyüğü demek.
Elhamdülillah futbolseveriz tabii, attık içeri adımımızı. Ve de çantamıza da doluşturduk
|
kupayla ilgili okunacak yollukları. Ay mübarek olunca, yapılan ibadetlerin de miktarı ve çeşidi artar ya hani. 2002'de İletişim yayınlarından çıkan "Dünya Kupası" kitabını okumak nasip olmamıştı, kısmet bu kupaya imiş. Trende otobüste okuyarak ibadet eksiğimizi kapattık mübarek olmayan aylardan kalan.
Akif Kurtuluş imzalı, bir dünya kupası maçı sonrası biten bir aşktan bahseden, güzel bir yazı vardır kitapta. Futbol bahanesiyle sevgiliden tekme yiyen bir genci anlatır,
|
|
|
|
sevgilinin "sen futbolu benden daha çok seviyorsun" sözleri eşliğinde. Kendini azıcık futbol düşkünü hisseden her er kişinin içinde bir sempati sebebidir yazara karşı. Ve de sevdigine bir maçı çok gören sevgiliye tepki.
"O kadarcık anlayış gösterilmez mi, 4 yılda bir ay topu topu" demekteydim ben de yazıyı okuduğumda. Dünya Kupasının, futbolseverlere anlayış göstermeyi bırakın, "futbolsevmez"lere futbolu sevdirme aracı olabileceğini, futbolsevmez görünenlerin de Almanya'ya akın ettiğini bilmemekteydim henüz.
Alayı çiftlerle dolu meydanların, erkeklerin çoğunluk olduğunu söylemek mümkün değil. Futbola zerre kadar düşkün olmadığı her halinden belli genç kızlar, sevgililerinin peşine takılıp gelmişler Almanya'ya. İşin güzel tarafı herkes mutlu, kızlar hiç de anlayış göstermekte gibi görünmüyorlar sevgililerine. Doğru dürüst maç izlemeyen, gürültüden bunaldığını belirtip yere attığı montun üzerine yatarak maçın bitmesini bekleyen de var ama, onun bile mutsuz olduğu söylenemez.
Zira az önce gürültüden şikayet eden şahıs, devre arası olunca Jennifer Lopez ve "Let's get loud" eşliğinde başlıyor dans etmeye. Futbolla yatıp futbolla kalkıyor insanlar ve kadın erkek herkes mutlu, herkes eğleniyor. Az önce takımı mağlup olan bile.
Cennet mi desem diyorum buraya, Ütopya mı.
|
Yoldan geçen her güzel kızı ortaya alıp oynatmaya çalışan Meksikalı fırlamalar, benden iyi kafayla top sektiren, uzun etekli ve sandaletli Brezilyalı teyze, ilk iki maçında talihsiz puanlar kaybedip sempatimizi kazanan Tunus'un, tezahürat yaparken çok eğlenen, insanı özendiren taraftarları, o kadar çok renkli ve keyifli manzara var ki. "Ukrayina" diye bağırmaktan başka bir şey yapamayan ve tribünde Meksika Dalgası becerememe rekoru kıran Ukraynalılardan bahsetmeden de geçmemek lazım tabii. Karşı taraftaki Tunuslular'ın başlattığı dalgayı göre göre, dalga yüksekliğinin, insan boyu yani, sabit olduğunu bile bile, ters istikametten dalga başlatmaya ne demek lazım? Dalgalarda girişim denemesi olabilir. Karadenizlidir, hemşehrimizdir dedik, hoş gördük.

Büyük halleri için resimlere tıklayın.
|
|
|